Sure isimlerinin anlamları

1-el-FÂTİHA

Müddesir sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. 7 (yedi) âyettir. Kur’an’ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına “Fâtiha” denilmiştir. Diğer adları şunlardır: Ana kitap manasına “Ümmü’l-Kitâp” dinin asıllarını ihtiva eden manasına “el-Esâs”, ana hatlarıyla İslâm’ı anlattığı için “el-Vâfiye” ve “el-Seb’u’l-Mesânî”, birçok esrarı taşıdığı için “el-Kenz”. Peygamberimiz “Fâtiha’yı okumayanın namazı olmaz” buyurmuştur. Onun için, Fâtiha, namazların her rekâtında okunur. Manası itibariyle Fâtiha, en büyük dua ve münâcâttır. Kulluğun yalnız Allah’a yapılacağı, desteğin yalnızca Allah’tan geldiği, doğru yola varmanın da doğru yoldan sapmanın da Allah’ın iradesine dayandığı, çünkü hayrı da şerri de yaratanın Allah olduğu hususları bu sûrede ifadesini bulmuştur. Kur’an, insanlığa doğru yolu göstermek için indirilmiştir. Kur’an’ın ihtiva ettiği esaslar ana hatları ile Fâtiha’da vardır. Zira Fâtiha’da, övgüye, ta’zime ve ibadete lâyık bir tek Allah’ın varlığı, O’nun hakimiyeti, O’ndan başka dayanılacak bir güç bulunmadığı anlatılır ve doğru yola gitme, iyi insan olma dileğinde bulunulur.

2-el-BAKARA

Medine’de inmiştir. 286 (ikiyüzseksenaltı) âyettir. Kur’an’ın en uzun sûresidir. Adını, 67-71. âyetlerde yahudilere kesmeleri emredilen sığırdan alır. Yalnız 281. âyeti Veda Haccında Mekke’de inmiştir. İnanca, ahlâka ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir kısmı bu sûrede yer almıştır.

3-ÂL-İ İMRÂN

Medine’de nâzil olmuştur. 200 (İki yüz) âyettir. 34-37. âyetlerde Hz. Meryem’in babasının mensup olduğu İmrân ailesinden söz edildiği için sûre bu adı almıştır.

4-en-NİSÂ

Hicretten sonra Medine’de nâzil olmuştur, 176 (yüzyetmişaltı) âyettir. “Nisâ” kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına “Nisâ” denmiştir.

5-el-MÂİDE

Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine’de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuştur. 120 (yüzyirmi) âyettir. Buhârî ve Müslim’de, Hz. Ömer’den rivayet edildiğine göre “Bugün size dininizi ikmal ettim…” ifadesinin yer aldığı âyet Mekke’de, vedâ haccında, cuma günü, Arafe akşamı nâzil olmuştur. “Mâide” sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indirilmesi istenen bir sofradan bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edilmişti. Bu sûrede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitapta ve özellikle hristiyanlardadır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gusül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze bağlılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hükümlere temas edilmiºtir.

6-el-EN’ÂM

En’âm sûresi, 165 (yüzaltmışbeş) âyettir. 91, 92, 93 ve 151, 152, 153. âyetler Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. Sûrenin bazı âyetlerinde Arapların, kurban edilen hayvanlarla ilgili birtakım gelenekleri kınandığı için sûreye En’âm sûresi denmiştir. En’âm; koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinslerini bir arada ifade eden bir kelimedir.

7-el-A’RÂF

A’râf sûresi Mekke’de inmiş olup, 206 (ikiyüzaltı) âyettir. 46. ve 48. âyetlerde A’râf’ta yani cennet ve cehennem ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

8-el-ENFÂL

Enfâl sûresi, 75 (yetmişbeş) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke’de, diğerleri Medine’de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen “nefl” kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da “nefl” denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

9-et-TEVBE

Tevbe sûresi, 129 (yüzyirmidokuz) âyettir. 128 ve 129. âyetler Mekke’de, diğerleri Medine’de inmiştir. 104. âyet tevbe ile ilgili olduğu için sûreye bu isim verilmiştir. Sûrenin bundan başka birçok ismi olup en meşhuru Berâe’dir. Bu sûrenin Enfâl sûresi’nin devamı veya başlı başına bir sûre olup olmadığı hakkında ihtilâf olduğu için başında Besmele yazılmamıştır. Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir, hac emîri olarak tayin edilmiş ve müslümanlar hacca gönderilmişti. Bu sûre inince Resûlullah (s. a.) Allah’ın emirlerini hacdaki insanlara tebliğ etmesi için Hz. Ali’yi görevlendirdi. Hz. Ali hac kafilesine ulaştığında Hz. Ebu Bekir, “Amir olarak mı geldin, yoksa memur olarak mı?” diye sordu; Hz. Ali, sadece sûreyi Mekke’de hacılara tebliğ ile me’mûr olduğunu bildirdi. Hz. Ali bayramın birinci günü Akabe Cemresi yanında ayağa kalkarak kendisinin Peygamber tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu bildirdi ve bir hutbe okudu, sonra da bu sûrenin başından 30 veya 40 âyet okuyarak dedi ki: “Dört şeyi tebliğe memurum: 1. Bu yıldan sonra Kâbe’ye hiçbir müşrik yaklaşmayacak, 2. Hiç kimse çıplak olarak Kâbe’yi ziyâret etmeyecek, 3. Müminden başkası cennete girmeyecek, 4. Müşrik kabileler tarafından bozulmamış antlaşmalar, antlaşma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacak.”

10-YÛNUS

Yunus sûresi, 109 (yüzdokuz) âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. 98. âyette Hz. Yunus’un kavminden bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir. Mekke halkı, kendi içlerinden bir adamın peygamber olabileceğine inanamıyorlar ve: “Allah, Ebû Tâlib’in yetimi Muhammed’den başka bir peygamber bulamadı mı?” diyorlardı. Hiç olmazsa hatırı sayılır, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasını daha uygun görüyorlardı. İşte bunun üzerine bu sûre inmiştir.

11-HÛD

Hûd sûresi, 123 (yüzyirmiüç) âyet olup 12, 17 ve 114. âyetler Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. 50 – 60. âyetlerde Arabistan halkına gönderilmiş peygamberlerden biri olan Hûd (a. s.)’ın hayatından bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Yunus sûresinden sonra inmiş olup onun devamı niteliğindedir. İtikada ait esasları, Kur’an’ın mucize oluşunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayı ve Hz. Hûd’dan başka Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Şuayb ve Musa (a. s.) gibi peygamberlerin kıssalarını ihtiva etmektedir.

12-YÛSUF

Yusuf suresi, 111 (yüzonbir) âyet olup 1,2 ve 3. âyetler Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. Sûrenin başından sonuna kadar Yusuf Peygamber’den bahsedildiği için bu adı almıştır.

13-er-RA’D

Ra’d Sûresi, 43 (kırküç) âyet olup Mekke’de mi, Medine’de mi indiği hakkında ihtilaf vardır. Sûrenin muhtevası göz önüne alınırsa Mekke’de indiğini söyleyenlerin görüşü biraz daha ağırlık kazanır. Sûrenin onüçüncü âyetinde gök gürültüsü manasına gelen “er-Ra’d” kelimesi zikredildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

14-İBRÂHİM

İbrahim sûresi, 52 (elliiki) âyet olup 28 ve 29. âyetler Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. 35-41. âyetler Hz. İbrahim’in duasını ihtiva ettiği için sûreye bu ad verilmiştir.

15-el-HİCR

Hicr sûresi, 99 (doksandokuz) âyet olup 87’si Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. Hicr, bir yer adıdır. 80-84. âyetlerde Hicr’den bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

16-en-NAHL

Nahl sûresi 128 (yüzyirmisekiz) âyet olup, son üç âyeti Medine’de, diğerleri Mekke’de inmiştir. 68. âyette bal arısından söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

17-el-İSRÂ

Mekke’de nâzil olmuştur. Ancak 26, 32, 33 ve 57. âyetlerle 73 ilâ 80. âyetlerin Medine’de indiği rivayet edilmektedir. 111 (yüzonbir) âyettir. “İsrâ” kelimesi, geceleyin yürümek manasına gelir. Hz. Peygamber’in Mi’rac mucizesinin Mekke’den Kudüs’e kadar olan kısmı bu sûrede anlatıldığından, sûre “İsrâ” adını almıştır.

18-el-KEHF

Kehf sûresi 110 (yüzon) âyettir. Mekke’de nâzil olmuştur. Ancak, 28. âyetin Medine’de nâzil olduğu rivayeti de vardır. Sûre bu adı, içinde söz konusu edilen ve “mağara arkadaşları” demek olan “Ashâb-ı Kehf”den almıştır.

19-MERYEM

Meryem sûresi, 98 (doksansekiz) âyet olup Mekke’de nâzil olmuştur. Bazı tefsircilere göre 58. âyet, bazılarına göre de 71. âyet Medine’de nâzil olmuştur. Bu sûre, diğer bahisler yanında, özellikle Hz. Meryem’den ve onun Hz. İsa’yı dünyaya getirmesinden bahsetmesi sebebiyle “Meryem sûresi” adını almıştır.

20-TÂ-HÂ

135 (yüzotuzbeş) âyet olup Mekke’de nâzil olmuştur. Sûre, ismini, başındaki Tâ-Hâ harflerinden almıştır. Hz. Ömer’in bu sûre vesilesiyle müslüman oluşu, İslam tarihinin önemli bir hatıra sayfasıdır. Olay, kısaca şöyledir: İslâm’ın yaman bir düşmanı olan Hattâb oğlu Ömer, Resûlullah’ı öldürme vazifesini üstlenmiş ve bu iş için yola çıkmıştı. Ancak, yolda kız kardeşi Fatıma ile eniştesi Saîd’in müslüman olduğunu öğrenince, önce onların işini bitirmeye karar verdi. Tâ-Hâ sûresini okumakta olan karı-koca, Ömer’in geldiğini görünce Kur’an sayfalarını sakladılarsa da, Ömer onları duymuştu. Okuduklarını görmek istediğini söyledi. İnkâr etmeleri üzerine Saîd’e saldırdı. Kendisine mâni olmak isteyen Fatıma’yı tokatladı. Yüzlerinden kanlar akan Fatıma, cesarete gelerek müslüman olduklarını açıkça söyledi. Kardeşinin haline acıyan Ömer, bu sefer yumuşak bir sesle okuduklarını tekrar istedi. Tâ-Hâ sûresinin yazılı bulunduğu sayfaları okuyunca, Kur’an’ın mucizeli tesirinden nasibini alarak Resûlullah’ın huzuruna gitti ve müslüman oldu.

21-el-ENBİYÂ

Enbiyâ sûresi, 112 (yüzoniki) âyettir ve Mekke’de nâzil olmuştur. Başka konular yanında bilhassa bazı peygamberler ve onların kavimleriyle olan münasebetlerinden bahsettiği için Enbiyâ (Peygamberler) sûresi adını almıştır.

22-el-HACC

Sûre 78 (yetmişsekiz) âyettir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre 19. âyetten itibaren 6 âyet Medine’de, diğerleri Mekke’de nâzil olmuştur. Bu sûrede, hac farizasının daha önce Hz. İbrahim tarafından başlatıldığından ve Hz. Muhammed (s. a.) tarafından da devam ettirildiğinden bahsedildiği için sûreye “Hac sûresi” denilmiştir.

23-el-MÜ’MİNÛN

118 (yüzonsekiz) âyet olup Mekke’de nâzil olmuştur. Özellikle ilk âyetlerinde kurtuluşa eren müminlerin ibadetlerinden, ahlâki yaşayışlarından ve nâil olacakları uhrevî nimetlerden bahsedildiği için sûre “el-Mü’minûn” adını almıştır. Nitekim Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (s. a.), bu âyetlerin inzâlini müteakip, “Bana on âyet indi ki, durumu bunlara uyan cennete gidecektir” buyurdu ve bu sûrenin ilk on âyetini okudu.

24-en-NÛR

64 (altmışdört) âyetten ibaret olan sûrenin tamamı Medine’de nâzil olmuştur. “Nûr âyeti” diye bilinen 35. âyette Allah’ın, gökleri ve yeri aydınlatan nûrundan bahsedildiği için “Nûr sûresi” adını almıştır.

25-el-FURKAN

Bu sûre Mekke’de nâzil olmuştur, sadece üç âyetinin (68, 69, 70) Medine’de nâzil olduğu hakkında bir rivayet vardır. 77 (yetmişyedi) âyettir. Sûre, adını ilk âyetinde geçen “el-furkan” kelimesinden alır. “Furkan”, hakkı batıl dan ayırt eden demektir ve Kur’an-ı Kerim’in isimlerindendir.

26-eş-ŞUARÂ

Mekke’de nâzil olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi) âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet), Medine’de nâzil olmuştur. “Şuarâ”, şairler demektir; 224. âyetinde şairlerden sözedildiği için, sûre bu ismi almıştır. Muhaliflerin Kur’an’a karşı ileri sürdükleri iddialarından biri de, onun bir şair tarafından meydana getirilmiş olduğu idi. İşte Kur’an, Hz. Peygamber’in irşadı ile daha önceki peygamberlerin irşadlarının özde birleştiğini ve Kur’an’ın bir şair eseri olmadığını isbat ederek, bu iddiayı çürütmekte ve reddetmektedir.

27-en-NEML

Bu sûre, Mekke’de nâzil olmuştur. 93 (doksanüç) âyettir. “Neml” karınca demektir. 18. âyetinde, Süleyman aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan söz edildiği için sûre bu ismi almıştır.

28-el-KASAS

Bu sûre Mekke’de nâzil olmuştur. 85. âyetinin hicret esnasında Mekke ile Medine arasında, 52 ilâ 55. âyetlerinin ise Medine’de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 88 (seksensekiz) âyettir. “Kasas”, olaylar, hikâyeler demektir. İsmini 25. âyetinden almıştır. Sûrenin başlıca konularını, Hz. Musa’nın çocukluğundan itibaren hayatı, mücadeleleri; tevhid ehlinnin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teºkil etmektedir.

29-el-ANKEBÛT

Mekke’de nâzil olan bu sûre 69 (altmışdokuz) âyettir. “Ankebût”, örümcek demektir. 41. âyetinde kâfirlerin işleri örümcek ağına benzetildiği için sûre bu ismi almıştır.

30-er-RÛM

17. âyeti hariç, sûrenin tamamı Mekke’de nâzil olmuştur. 60 (altmış) âyettir. İranlılarla yapılan savaşta yenilmiş olan Rumların (Bizanslıların) tekrar galip gelecekleri anlatıldığından, sûreye bu isim verilmiştir.

31-LOKMAN

Mekke’de nâzil olmuºtur. 27, 28 ve 29. âyetlerinin Medine’de nâzil olduğu da rivayet edilmiştir. 34 (otuzdört) âyettir. Hz. Lokman’ın kıssasını anlattığı için bu adı almıştır.

32-es-SECDE

Adını 15. âyette geçen kelimeden alan bu sûre Mekke’de nâzil olmuştur. 18, 19 ve 20. âyetlerinin Medine’de nâzil olduğu da rivayet edilmiºtir. 30 (otuz) âyettir.

33-el-AHZÂB

Medine’de nâzil olmuştur. 73 (yetmişüç) âyettir. “Ahzâb”, “hizb”in çoğuludur. Topluluk, gurup, bölük, parti gibi manalara gelir. Her gün mutad olarak devam edilen dua demetine, Kur’an cüzünün dörtte birine de hizip denir. Bu sûrede, müslümanlara karşı savaşmak üzere birleşen Arap kabilelerinden bahsedildiği için, bu isim verilmiştir. (Rivayete göre, bir takım ileri gelen müşrikler “Uhud” savaşından sonra Medine’ye gelmişler, münafıkların lideri Abdullah b. Übeyy’in evine misafir olmuşlardı. Hz. Peygamber bunlara, kendisiyle görüşmek üzere emân vermişti. Bu görüşme esnasında Resûlullah’a: Sen bizim taptıklarımızı diline dolamaktan vazgeç, “onlar menfaat sağlayabilir, şefâat edebilir” de, biz de seni Rabbinle başbaşa bırakalım, dediler. Orada bulunan müslümanların canları sıkıldı, onları öldürmek istediler. Bunun üzerine, verilmiş olan emânın bozulması konusunda Allah’tan korkmalarını ve kâfirler ile münafıkların sözlerine boyun eğmemelerini, Resûlullah’ın şahsında müminlerden isteyen 1. âyet nâzil oldu.

34-SEBE’

Mekke’de nâzil olmuştur. 54 (ellidört) âyettir. Yalnız 6. âyeti Medine’de inmiştir. Sûre adını, Yemen’de bir bölge veya kabile ismi olan Sebe’ kelimesinin geçtiği 15. âyetten alır.

35-FÂTIR

Mekke’de nâzil olmuştur, 45 (kırkbeş) âyettir.

36-YÂSÎN

Sûre, ismini iki harften ibaret olan ilk âyetten almıştır. Mekke’de inmiştir. 83 (seksenüç) âyettir. Sûreye isim olarak verilen “yâsîn”in, genellikle “Ey insan!” manasına geldiği kabul edilir. Bununla kasdedilen, Hz. Peygamber’dir. Yâsîn sûresi Kur’an’ın kalbi kabul edilmiş ve müslümanlar arasında ayrı bir önem kazanmıştır. Fazileti hakkında hadisler vardır.

37-es-SÂFFÂT

Adını, saf tutmuş meleklere işaret eden ilk âyetten alan ve kâinattaki güçlerden söz eden bu sûre, Mekke’de inmiştir. 182 (yüzsekseniki) âyettir. İlk üç âyette, saf tutmuş meleklere, bulutları sevk ve idare eden güce, zikri yapan dile yahut insana yemin edilerek Allah’ın bir olduğu gerçeği ortaya konmuştur.

38-SÂD

Kamer sûresinden sonra Mekke’de inmiştir 88 (seksensekiz) âyettir. İsmini birinci âyette yer alan Sâd harfinden alır.

39-ez-ZÜMER

Mekke’de nâzil olmuştur. 75 (yetmişbeş) âyettir. Yalnız 53 – 55. âyetler Medine’de inmiştir. Adını, 71 ve 73. âyetlerde geçen mümin ve kâfirlerin oluşturduğu topluluklar anlamına gelen “zümer” kelimesinden almıştır.

40-el-MÜ’MİN

Aynı zamanda Gâfir adını da taşıyan bu sûre, 85 (seksenbeş) âyettir. 56 ve 57. âyetleri Medine’de inmiştir. Adını, Firavun ailesinden inanan bir kişinin vasıflarının sayıldığı 28 – 45. âyetlerden alır.

41-FUSSILET

Adını, 3. âyette geçen “fussılet” kelimesinden almıştır. Secde, Hâ, Mîm ve Mesâbih adları ile de anılan bu sûre, Mekke’de inmiştir. 54 (ellidört) âyettir.

42-eş-ŞÛRÂ

Mekke’de nâzil olan bu sûre 53 (elliüç) âyettir. Yalnız 23 – 26. âyetleri Medine’de inmiştir. Adını 38. âyette geçen ve müslümanların, işlerini aralarında danışma ile yapmalarının gereğini bildiren Şurâ kelimesinden almıştır.

43-ez-ZUHRUF

Zuhruf, altın ve mücevher anlamına gelir. Sûrede bunlardan söz edildiği ve Allah’ın insana sahip olduğu altın ve mücevherle değil, inanç ve davranışlarına göre değer verdiği anlatıldığı için sûre bu adla anılmıştır. Mekke’de inmiºtir ve 89 (seksendokuz) âyettir.

44-ed-DUHÂN

Mekke’de inen bu sûre 59 (ellidokuz) âyettir. Adını, onuncu âyette geçen ve duman manasına gelen “duhan” kelimesinden almıştır.

45-el-CÂSİYE

Mekke’de inmiştir. 37 (otuzyedi) âyettir. Adını, 28. âyette geçen ve kıyamette diz üstü çökenleri anlatan “câsiye”den almıştır. Bu sûreye şerîat ve dehr sûresi de denilmiºtir.

46-el-AHKAF

Âd kavminin yaşadığı bölgede rüzgârlar, “ahkaf” denen kum tepeleri meydana getiriyordu. İçinde bu kavmin yaşadığı bölge ve kum yığınlarından söz edildiğinden sûre Ahkaf adını almıştır; Mekke’de inmiştir; 35 (otuzbeş) âyettir.

47-MUHAMMED

Adını Peygamberimizin isminden alan bu sûreye aynı zamanda Kıtâl sûresi de denmiştir. Medine’de inmiştir, 38 (otuzsekiz) âyettir.

48-el-FETİH

İçinde İslâm’ın elde edeceği fetih, başarı ve zaferden bahsedildiği için Fetih adını alan bu sûre, hicretin altıncı yılında Hudeybiye antlaşması dönüşünde Mekke ile Medine arasında inmiş ve Medine’de inen sûrelerden sayılmıştır; 29 (yirmidokuz) âyettir.

49-el-HUCURÂT

Bu sûrede müminlere bazı görgü kuralları, Peygamber’e ve birbirlerine karşı nasıl davranacakları öğretilmektedir. Medine’de inmiştir. 18 (onsekiz) âyettir. Adını, dördüncü âyetteki “odalar” anlamına gelen “hucurât” kelimesinden alır.

50-KAF

Mekke’de inmiştir. 45 (kırkbeş) âyettir. “Kaf” harfi ile başladığı için bu adı almıştır.

51-ez-ZÂRİYÂT

Mekke’de inmiştir. 60 (altmış) âyettir. İlk âyette geçen ve “rüzgârlar” anlamına gelen “zâriyât” kelimesi, sûrenin adı olmuştur.

52-et-TÛR

Mekke’de inmiştir. 49 (kırkdokuz) âyettir. Adını, birinci âyette geçen ve üzerinde Hz. Musa’ya Tevrat’ın indiği, böylece onun ilâhi hitaba mazhar olduğu Tûr dağından almıştır.

53-en-NECM

Mekke’de inmiştir. 62 (altmışiki) âyettir. Yalnız 32. âyeti Medine’de nâzil olmuştur.

54-el-KAMER

Ayın yarılması mucizesi bu sûrede anlatılır. Onun için bu adı almıştır. Mekke’de inmiştir, 55 (ellibeş) âyettir.

55-er-RAHMÂN

Mekke’de inmiştir. 78 (yetmişsekiz) âyettir. İlk kelime olan “er-rahmân” sûreye ad olmuştur. Bu sûrede Allah’ın nimetleri sayılır. Bunlar sayılırken bütün şuurlu varlıklara hitaben “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?” anlamına gelen ayet sık sık tekrar edilir.

56-el-VÂKIA

Mekke’de inmiştir: 96 (doksanaltı) âyettir. Adını ilk âyetinde geçen ve kıyamet olayını ifade eden “vâkıa” kelimesinden almıştır.

57-el-HADÎD

Arapça’da demir anlamına gelen “hadid” kelimesiyle isimlenen ve demirin önemine işaret ettiği için bu adı alan sûre Medine’de inmiştir. 29 (yirmidokuz) âyettir.

58-el-MÜCÂDELE

Medine’de inmiştir; 22 (yirmiiki) âyettir. Adını, ilk âyetinde geçen “tecâdilü” kelimesinden alır.

59-el-HAªR

Medine’de inmiştir. 2 – 7. âyetlerinde yahudi kabilelerinden Nadîroğullarının sürülmeleri hakkında bilgi verdiği için bu adı almıştır. 24 (yirmidört) âyettir.

60-el-MÜMTEHINE

Adını, 10. âyette geçen “imtehınû” kelimesinden alan bu sûde Medine’de inmiºtir; 13 âyettir.

61-es-SAFF

Adını, müminlerin saf tutarak Allah yolunda savaştıklarını bildiren 4. âyetinden almıştır; Medine’de inmiştir; 14 (ondört) âyettir.

62-el-CUM’A

Adını, 9. âyetinde geçen “cum’a” kelimesinden alır. Medine’de inmiştir; 11 (onbir) âyettir.

63-el-MÜNÂFİKÛN

Medine’de inmiştir; 11 (onbir) âyettir. Münafıkların davranışlarından söz ettiği için bu adı almıştır.

64-et-TEĞÂBÜN

Medine’de inmiştir; 18 (onsekiz) âyettir. Adını, dokuzuncu âyette geçen ve aldanma, kâr-zarar manasına gelen “teğâbün” kelimesinden alır.

65-et-TALÂK

“Talâk”, boşama anlamına gelir. Sûre boşama konusunu ihtiva ettiği için bu ismi almıştır; Medine’de inmiştir. 12 (oniki) âyettir.

66-et-TAHRÎM

Adını Hz. Peygamber’in bazı yiyecekleri kendisine yasakladığını anlatan birinci âyetten alır. Medine’de nâzil olmuştur, 12 (oniki) âyettir.

67-el-MÜLK

Mekke’de nâzil olmuştur; 30 (otuz) âyettir. Adını, birinci âyetinde geçen “el-mülk” kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni’a, Vâkiye adları ile de anılır. Bu sûreyi her gece okuyanın, pek büyük sevaba nâil olacağına ve sûrenin faziletlerine dair hadisler vardır.

68-el-KALEM

Mekke’de nâzil olmuştur, 52 (elliiki) âyettir. “Nûn” sûresi diye de anılır. Adını ilk âyetindeki “kalem” kelimesinden alır.

69-el-HÂKKA

Mekke’de nâzil olan bu sûre, 52 (elliiki) âyettir. Adını, ilk âyetindeki “el-hâkka” kelimesinden almıştır. “Hâkka”ya değişik manalar verilmiştir. “Hak” kökünden geldiği için, hepsinde hak ve hakikat manası vardır. Daha çok “kıyamet” manası verilmektedir.

70-el-MEÂRİC

Mekke’de nâzil olan bu sûre, 44 (kırkdört) âyettir. Adını, üçüncü âyetindeki “el-meâric” kelimesinden almıştır. Meâric, “ma’rec”in çoğulu olup “yükselme dereceleri” demektir.

71-NÛH

Mekke’de nâzil olmuştur; 28 (yirmisekiz) âyettir. Hz. Nuh’un ilâhî elçi olarak gönderilişi ve mücadeleleri anlatıldığından sûre bu ismi almıştır.

72-el-CİNN

Mekke’de nâzil olmuştur: 28 (yirmisekiz) âyettir. Cinlerin Kur’an dinleyip hidayete geldikleri anlatıldığından, sûre bu ismi almıştır. Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice’yi kaybettikten sonra Tâif’e gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı. Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttırmış bulunuyorlardı. işte Tâif dönüşünde nâzil olarak Resûl-i Ekrem’e teselli veren bu sûre, yalnız insanların değil, cinlerin de Kur’an’a tâbi olduklarını bildiriyor, İslâm’ın muzafferiyetini müjdeliyordu.

73-el-MÜZZEMMİL

Mekke’de nâzil olmuştur; 10, 11 ve 20. âyetlerinin Medine’de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 20 (yirmi) âyettir. Sûre, adını, ilk âyetindeki “el-müzzemmil” kelimesinden almıştır. “Müzemmil” örtünüp bürünen demektir.

74-el-MÜDDESSİR

Mekke’de nâzil olmuştur; 56 (ellialtı) âyettir. Sûre, adını ilk âyetindeki “el-müddessir” kelimesinden almıştır. “Müddessir”, örtüsüne bürünen, sarınan demektir. Hz. Peygamber’e hitap eden ilk âyet, Müzzemmil sûresinden önce nâzil olmuştur.

75-el-KIYÂME

Mekke’de nâzil olan bu sûre, 40 (kırk) âyettir. Adını, ilk âyetinde geçen “el-kıyâme” kelimesinden almıştır.

76-el-İNSÂN

Mekke’de veya Medine’de nâzil olduğuna dair rivayetler vardır; 31 (otuzbir) âyettir. Adını ilk âyetinde geçen “el-insân” kelimesinden almıştır. “Hel etâke”, “ed-Dehr”, “el-Ebrâr” ve “el-Emşâc” isimleri ile de anılır.

77-el-MÜRSELÂT

Mekke’de inmiºtir. 50 (elli) âyettir. “Gönderilenler” anlamına gelen “el-mürselât” kelimesi ile başladığı için sûre bu adı almıştır. Müfessirler, “gönderilenler”den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar, yahut peygamberler, yahut da Kur’an âyetleri olabileceğini belirtmişlerdir.

78-en-NEBE’

Meâric’den sonra inmiştir; ilk Mekkî sûrelerden olup 40 (kırk) âyettir. “Nebe’ ” haber demektir. Kıyamet haberlerini ihtiva ettiği için bu ad verilmiştir.

79-en-NÂZİ’ÂT

Nebe’ sûresinden sonra Mekke’de inmiştir; 46 (kırkaltı) âyettir. Adını, “söküp çıkaranlar” manasına gelen “nâziât” kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir. Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir.

80-ABESE

Mekke’de inmiştir, 42 (kırkiki) âyettir. Adını, “yüzünü ekşitti, buruşturdu” anlamına gelen ilk kelimesinden almıştır. Bu sûrenin iniş sebebiyle ilgili olarak şöyle bir hadise nakledilmiştir: Efendimiz; Velîd, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rabîa gibi Kureyş’in ileri gelenlerine İslâm’ı anlattığı bir sırada âmâ olan Abdullah b. Ümmü Mektum gelir ve “Yâ Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret” der. O esnada Resûlullah (a. s.) cevap vermez. Çünkü Kureyş’in bu ileri gelen kimseleri, zaten kendilerine özel muamele edilmesini istiyorlardı. Efendimiz onları gücendirmek istemedi. Abdullah tekrar seslenince elinde olmayarak yüz hatları değişti. Bu esnada onlar kalkıp gittiler. Biraz sonra bu âyetler geldi. Resûlullah’ın bazı davranışlarını tenkit ve onu ikaz mahiyetinde gelen bu ve benzeri âyetler, onun hak peygamber olduğuna en büyük delildir. Zira hiç kimse kendisini bu ºekilde tenkit etmez.

81-et-TEKVÎR

Mekke’de inmiştir, 29 (yirmidokuz) âyettir. Sûrenin başında güneşin dürülmesinden söz edilmiş ve adını da buradan almıştır. Sûrenin söz dizisinde, ihtiva ettiği konuya ilişkin anlamları yankılandıran ve güçlendiren mükemmel bir musikî taklit edilemez bir âhenk vardır.

82-el-İNFİTÂR

Nâziât sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. 19 (ondokuz) âyettir. Manası “yarılmaktır”tır. Göğün yarılmasından söz ederek başladığı için bu adı almıştır. Konusu ahiret âlemidir.

83-el-MUTAFFİFÎN

Mekke’de inmiştir, 36 (otuzaltı) âyettir. Ölçü ve tartılarında hile yapanları kötüleyerek başladığı için bu adı almıştır.

84-el-İNŞİKAK

İnfitâr sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 25 (yirmibeş) âyettir. Göğün yarılmasından söz ettiği için bu adı almıştır.

85-el-BÜRÛC

Şems sûresinden sonra Mekke’de inmiştir; 22 (yirmiiki) âyettir. “Bürûc”, burc kelimesinin çoğuludur. Sûrede burçları olan gökyüzüne, kıyamet gününe ve o güne tanıklık edecek olanlarla, yine o gün müşahede edilecek olaylara yemin edildikten sonra Yemen’de geçmiş bir olaya temas edilir: Yahudi Zûnuvas ve adamları, yahudiliği kabul etmeyen Necran hıristiyanlarını, Hendek içinde yakılmış bir ateşe atarak yakarlar ve yanmakta olan insanları seyrederler. Bu şekilde işkence ile yakılıp öldürülen kimseler inançları uğrunda ölmüşlerdir.

86-et-TÂRIK

Beled sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 17 (onyedi) âyettir. Adını, 1. âyette geçen “târık” kelimesinden alır. Târık, geceleyin gelen, şiddetlice vuran, kapı çalan demektir. Sûrede geçen târık ise gece fazla ışık saçan yıldıza denir ki, bu, sabah yıldızıdır. Mecâzî olarak da ünlü kişiye denir. Bir edebî sanat olarak cahiliye devri geceye, o devirde gelen Hz. Peygamber de geceyi aydınlatan ve sabahı müjdeleyen sabah yıldızına benzetilmiş olabilir.

87-el-A’LÂ

Allah’ın “Yüce” anlamındaki adıyla başladığı için “el-A’lâ” denilen bu sûre 19 (ondokuz) âyet olup, Mekke’de inen ilk sûrelerdendir. Cenab-ı Allah bu sûrede kâinatın esrarını, oluşunu, işleyişini özlü bir anlatımla ifade etmiştir.

88-el-ĞÂŞİYE

Adını, ilk âyette geçen ve her şeyi saran, kaplayan, dehşeti her şeye ulaşan kıyamet günü anlamına gelen “ğâşiye” kelimesinden alır. İlk gelen sûrelerden olup, Zâriyât sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. Bu sûrede kıyamet ve ahirete ait haberler vardır. ayrıca Allah’ın varlığını anlamaya yardım edecek bazı kevnî deliller serdedilmiştir. Hayatın bir plan ve program içinde akıp gittiği, bu akışın sonunda Allah’a varılacağı ve O’nun katında hesap verileceği anlatılır. 26 (yirmialtı) âyettir.

89-el-FECR

Fecr, tan yerinin ağarması ve şafak manasına gelir. Fecr sûresi, Leyl sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 30 (otuz) âyettir. Bu sûrede eski kavimlere ait kıssalar hatırlatılır. İnsanoğlunun kötülüğe yönelmekte olduğu belirtilerek bunun kötü sonucu, dünya hayatından sonraki hayat ve oradaki durumlar kısaca anlatılır.

90-el-BELED

Mekke’de Kaf sûresinden sonra inmiştir. 20 (yirmi) âyettir. Adını, ilk âyette geçen, Mekke’yi anlatan ve “şehir” anlamına gelen “beled” kelimesinden almaktadır. Bu sûrede insanın yaratılışından, onun bazı davranışlarından, insana verilen üstün vasıflardan, o vasıfları iyiye kullanmayanın kötü âkıbetinden, iyiye kullananların da mutlu geleceklerinden söz edilir.

91-eº-ªEMS

Kadir sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 15 (onbeş) âyettir. Adını, sûrenin ilk kelimesi olan ve “güneş” anlamına gelen “şems”ten alır. Bu sûrede insanın yaratılışında var olan iki özellik ele alınır: İyilik ve kötülük. İnsanın yaratılışında, iyi olmak da kötü olmak da kabiliyet olarak vardır.

92-el-LEYL

Geceye yeminle başladığı için “Leyl” denilmiştir. Mekke’de inmiştir, 21 (yirmibir) âyettir. Bu sûrede insanoğlunun iki zıt davranışından, cömertlik ve cimrilikten bahsedilir. İmanlı olmakla cömertlik, imansızlıkla cimrilik arasındaki ilişkiye dikkat çekilir.

93-ed-DUHÂ

Duhâ, kuşluk vakti demektir. Sûre, adını ilk ayette geçen bu kelimeden alır. Fecr sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Sûrede âhir zaman Peygamberinin hususiyetlerinden biri yani yetim oluşu ele alınır ve kendisi teselli edilir.

94-el-İNŞİRÂH

“İnşirâh” açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir. Duhâ sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. 8 (sekiz) âyettir. Bu sûrede Peygamberimizin, çocukluğunda risalete hazırlamak üzere kalbinnin açılıp arıtılmasından söz edilmektedir. Ayrıca, onun getirdiği dindeki kolaylıklara dikkat çekilerek Allah’a ºükretmeye teºvik edilmektedir.

95-et-TÎN

“Tîn”, dağ adı veya incir demektir. Bürûc sûresinden sonra Mekke’de inmiºtir, 8 (sekiz) âyettir.

96-el-ALAK

Alak, insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. Bu sûreye “İkra’ sûresi” de denir. Mekke’de inmiştir; 19 âyettir. İlk 5 âyeti, Kur’an’ın ilk inen âyetleridir. Bu sûrede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana Allah’ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, Rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba dûçar olacağı anlatılır.

97-el-KADR

Kadir gecesinden söz ettiği için bu adı almıştır. Abese sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. 5 (beş) âyettir. Sûrede, Kadir gecesinden, onun faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne iniºinden bahsedilir.

98-el-BEYYİNE

Açık delil manasına gelen ve birinci âyette geçen “beyyine” kelimesi sûreye ad olmuştur. Talâk sûresinden sonra Medine’de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir. Bu sûrede kâfirlerden ve müşriklerden söz edilmiş, onların bazı davranışları anlatılmış, inanan ve iyi işler yapanların kurtuluşa ereceği ifade edilmiºtir.

99-ez-ZİLZÂL

Deprem demek olan “zilzâl”, sûrenin ilk âyetinde geçer. Nisâ sûresinden sonra Medine’de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir. Kıyametin kopmasından, insanların yeniden dirilip hesap vermelerinden, herkesin -iyi ya da kötü- ettiğini bulacağından bahseder.

100-el-ÂDİYÂT

Âdiyât, koşan atlar demektir. Asr sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Bu sûrede insanoğlunun nankörlüğünden, kıyamet günü ortaya çıkacak acıklı durumdan söz edilir.

101-el-KÂRİA

Kâria, kapı çalan demektir ve kıyamet kasdedilmiştir. Kureyş sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Bu sûrede, kıyametin kopuşunda meydana gelecek olaylardan ve insanın âkıbetinden söz edilmiştir.

102-et-TEKÂSÜR

Tekâsür, çokluk yarışı ve çoklukla övünmek demektir. Kevser sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. 8 (sekiz) âyettir. Cahiliye Arapları, mal, evlât ve akrabalarının çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususta yaşayanlarla yetinmeyip kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de isbat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının çokluğuyla övünürlerdi. Sûrede onların bu tutumu eleştirilmekte ve gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir.

103-el-ASR

Asr, yüzyıl, ikindi vakti ve meyvenin suyunu çıkarmak gibi manalara gelir. “Asr”a yemin ile söze başladığı için bu adı almıştır. İnşirâh sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. 3 (üç) âyettir. Sûrede kurtuluşun imana, iyi işler yapmaya hakkı ve sabrı tavsiye etmeye bağlı olduğu anlatılmıştır.

104-el-HÜMEZE

Hümeze, birini arkasından çekiştirmek, onunla alay etmek, kırmak ve incitmek manalarına gelir. Kıyamet sûresinden sonra Mekke’de inmiºtir, 9 (dokuz) âyettir.

105-el-FÎL

Kâbe’yi yıkmak isteyen Ebrehe’nin fillerle hücumunu konu edindiği için bu adı almıştır. Kâfirûn sûresinden sonra Mekke’de inmiºtir, 5 (beº) âyettir.

106-KUREYª

Kureyş’e cahiliye devrinde verilen bazı imtiyazlardan bahsettiği için bu adı almıştır. Tîn sûresinden sonra Mekke’de inmiºtir, 4 (dört) âyettir.

107-el-MÂÛN

Mâûn, zekât vermek yahut bir şeyi geçici olarak kullanması için birine vermek şeklinde yardım demektir. Âlimlerin çoğuna göre tamamı Mekke’de inmiştir, 7 (yedi) âyettir. Dini yalanlayan, iyilikten uzak duran kimseler hakkında inmiştir.

108-el-KEVSER

Kevser, çok nimet demektir; ayrıca cennette bir havuzun da adıdır. Âdiyât sûresinden sonra Mekke’de inen bu sûre 3 (üç) âyettir. Erkek çocukları yaşamadığı için Peygamberimize müşrikler, nesli kesik manasına “ebter” dediler. Sûrede buna cevap verilmiştir.

109-el-KÂFİRÛN

Kâfirlerden söz ettiği için bu adı almıştır. Mâûn sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 6 (altı) âyettir.

110-en-NASR

Nasr, yardım demektir. Sûrede Allah’ın Hz. Peygamber’e yardım ederek fetihlere kavuşturduğu ifade edildiği için bu adı almıştır. Bu sûre, Mekke’nin fethi sırasında inmiş olmakla beraber Medine devrinde yani hicretten sonra indiği için medenî (Medine’de inen) sûrelerdendir. 3 (üç) âyettir. İslâm zaferini haber verir. İbn Ömer’den gelen rivayete göre bu sûre indikten sonra Peygamberimiz seksen gün yaşamıştır.

111-TEBBET

Tebbet, “kurusun” manasına bedduadır. Ebu Leheb hakkında inmiştir. Zira o, eziyet etmek kasdıyla Resûlullah’ın yoluna gizlice diken koymuş, bu işte kendisine karısı da yardım etmişti. Sûre, “Mesed sûresi” diye de anılır. Fâtiha sûresinden sonra Mekke’de inmiştir, 5 (beş) âyettir. (Bir rivayete göre Şuarâ sûresinin 124. âyeti gereğince Efendimiz yakın akrabasını çağırarak, onları İslâm’a dâvet etmişti. Amcası Ebû Leheb galiz sözler sarfederek, “Bizi bunun için mi çağırdın?” demişti. Bunun üzerine bu sûre indi.)

112-el-İHLÂS

İhlâs, samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak, esaslarını sırf Allah rızası için uygulamak anlamınadır. Mekke’de inmiştir, 4 (dört) âyettir. İslâm’ın tevhid akîdesinin en özlü ve anlamlı ifadesidir.

113-el-FELAK

Felak, sabah manasına geldiği gibi yarmak manasına da gelir. Bunndan sonra gelen Nâs sûresiyle birlikte ikisine “iki koruyucu” anlamında “muavvizeteyn” denir. Bu sûrelerin şifa maksadıyla okunduğuna dair hadisler vardır. Medine’de inmiºtir. 5 (beº) âyettir.

114-en-NÂS

Nâs, insanlar demektir. Medine’de inmiştir, 6 (altı) âyettir.

 

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Hayatı

PEYGAMBERİMİZİN DOĞUMU


Peygamberimiz Fil vakasından 50 gün sonra ,Rebiullevvel ayinin on ikinci Pazartesi günü,tan yeri ağarırken, Mekke`de doğdu.

PEYGAMBERİMİZ DOĞDUĞUNDA BAZI HADİSELER VUKU A GELDİ

Peygamberimiz doğduğunda bazı hadiseler vuku a geldi,bunlardan bazılarını söyle sıralayabiliriz:Peygamberimiz ,Anadan Sünnetli ve göbeği kesik olarak doğdu. Peygamberimiz doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini ,yere dayamış başını semaya kaldırmış olarak doğdu.Peygamberimiz doğduğu zaman ,bir yıldız doğmuş ve bilginler, bu yıldızın doğduğu gece,Ahmed doğmuştur Dediler.Bir çok Yahudi Alimi Tevrat tan inceleme ile peygamberimizin bu gecede doğduğunu yakınlarına bildirmişlerdir.

Peygamberimiz doğduğu gece Kisranin sarayından on dört şerefe yıkıldı İranlıların,bin yıldan beri hiç sönmeden yanan Atesgedeleri sönüverdi.Save Gölünün suyu çekildi.Sema ve Vadisini su bastı.Iran Sahi, Arapların, ülkesini istila edeceğini rüyasında gördü,ve telaşa düştü.

BABASI HZ.ABDULLAH

Peygamberimizin babası Hz. Abdullah Kureyş’in ileri gelen delikanlılarından idi. Güzel yüzlü,iki gözü arasında peygamberlik nurunu taşıyordu.Mekkenin bütün genç kızları onunla evlenmek için can atarlardı.Babasına o kadar itaatliydi ki babasının izinden hiç çıkmazdı.Hatta birinde babası Abdulmuttalip Allaha dua etmiş ve “Allahım eğer bana on erkek evladı verirsen onlardan birini senin için kurban edeceğim“demiş ,on evladı olunca da Allaha verdiği sözü tutmak için oğlu Abdullahı kurban etmek istemiştir.Oğlu Abdullah babasına itiraz etmemiş ve boyun eğmiştir Etraftan yapılan eleştirilerle oğlunu kurban etmekten vaz geçmiş onun yerine 100 Adet Deve kurban etmiştir. Hz. Abdullah hz. Amine ile evlendikten Kısa bir müddet sonra gittiği ticaret kervanından dönerken yolda hastalandı. Medine’de dayısı Beni Adiy bin. Neccarin yanında bir ay hasta aldıktan sonra vefat etti.Hz. Abdullah vefat ettiği zaman Peygamberimiz henüz Anne karnında altı aylıktı.

SÜT ANNEYE VERİLİŞİ

Yeni doğan çocukları süt anneye vermek; Kureyş ve sair Arap eşrafının adeti idi.

Bu da; kadınların kocaları ile daha iyi meşgul olmalarını ve çocuklarında ,özellikle ,havasının güzelliği, rutubetinin azlığı ve suyunun tatlılığı ile tanınan yerlerde yasayan şerefli kabileler arasında, sağlam vücutlu,siki etli, cesaretli yetişmelerini ve düzgün, pürüzsüz konuşmayı öğrenmelerini sağlamak içindi.

Mekke çevresinde ve Harem içinde oturan kabilelerden Süt annesi olanlar, her yıl iki defa, yaz ve güz olmak üzere Mekke`ye gelirler,çocukları alıp götürürlerdi.

Peygamber efendimizi(A.S) Ben`i Sa`d b.Bekr kabilesinden Süt annesi Halime hatun götürdü.

Peygamberimizin Süt kardeşleri şunlardır::

Abdullah b. Haris,Üneyse binti.Haris,Şeyma bint-i Haris.

Peygamberimizi Yetim olduğu için Arap kadınları kabul etmemiş; sadece kabilesine götürecek çocuk bulamayan Halime, eli bos gitmemesi için peygamberimizi kabul etmişti.Peygamberimizi aldıktan sonra Halime ve Ailesinin yaşam tarzı bir anda değişti.

Bunlardan bazılarını Halimenin dilinden dinleyecek olursak; Halime Hatun der ki;“ İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında hiç bir şeyimiz kalmamıştı. Ben, kır merkebimin üzerinde idim.Yanımızda, yaşlı bir devemiz vardı,bize bir damla süt vermiyordu.

Üzerinde bulunduğum merkebin ağır yürümesi yol arkadaşlarımı çileden cıkartıyordu.Nihayet Mekke’ye varıp emdirilecek oğlan çocukları aramaya başladık. İçimizden hiç bir kadın Muhammedi almak istemiyor,ondan uzak duruyorduk. Çünkü, bizler emdireceğimiz çoçuğun babasından bahisse kavuşmayı ve ondan armağanlar almayı bekliyorduk.

Bir ara Muhammed in dedesi Abdulmuttaliple karşılaştım,bana; İsmin nedir ?diye sordu.

Halime dedim. Bana;Ey Halime! Benim yanımda bir yetim çocuğum var onu emzirmek için Beni Sa`d kabilesi kadınlarına teklif ettim öksüz olduğu için kabul etmediler. Sen kabul eder misin? Ben ,“bana biraz müsaade ette kocama bir danışayım“dedim.

Hemen kocamın yanına döndüm,ona haber verdim. Kocam izin verince Muhammedi aldım.

[ad code=1 align=center]

Muhammed bize gelince,evimiz öyle bereketlendi ki kocam la hayretler içinde kaldik.Sütü çekilmiş olan devemizde sütler fazlaca akmaya, zayıf olan merkebimizi,yolda başka hiç bir binek hayvan geçememeğe,davarlarımıza inen süt hiç bir davara inmemeye başladı.

Peygamberin Çocukluğu daha değişikti. Daha iki Aylık iken,her tarafa yuvarlanmaya çalışıyordu.Üç Aylık olunca Day durmaya çalışıyordu.Dört Aylık olunca, duvara tutunup yürüyordu.Beş Aylık olunca bir yere tutunmadan yürüyebiliyordu.Altı Ayı tamamlayınca, yürümeyi hızlandırmıştı.Yedi Aylık iken her tarafa gidebiliyor,koşabiliyordu. Sekiz Aylık iken,konuşuyor,konuşulanı anlayabiliyordu.On Aylık iken Ok atabiliyordu. İki Yılı doldurduğu zaman,oldukça, iri ve gösterişli bir çocuk olmuştu.Onu Annesine götürdük, Amma,biz,Onun yüzünden gördüğümüz hayır ve bereketten dolayı, Yanımızda bir müddet daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk.

HZ.AMİNENİN MEDİNE ZİYARETİ VE VEFATI

Hz. Amine Peygamberi de yanına alarak Medine’deki Neccar oğullarından olan Dayılarını ziyarete gitti. Orada peygamberle, bir ay kadar misafir oldular.

Yahudi kavmi peygamberimizi orada görünce onu devamlı kontrol edip hal ve hareketlerine dikkat ediyorlardı. Hz. Amine Yahudilerin Peygamberimiz hakkında takındıkları tavırlardan korkmaya başladı Ve acilen Mekke ye dönmek için yola koyuldular.

Hz. Amine, Mekke’ye gelirken, yolda hastalanıp Evba köyünde durakladi.Başucunda duran Peygamberimizin yüzene baktı.Sonra da söyle hitap etti:

“Ey çekilen dehşetli ölüm okundan, Allah in lutfu ve yardımı ile yüz deve karşılığında kurtulan zatin oğlu!Allah, Seni,mübarek ve devamlı kilsin! Eğer rüyada gördüklerim doğru çıkarsa,Sen Celal ve bol ikram Sahibi tarafından,Adem oğullarına helal ve haramı bildirmek üzere gönderileceksin! Allah, Seni milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten de, esirgeyecek,alıkoyacaktır.

Her canlı varlık ölecektir. Bende öleceğim.Fakat temelli anılacağım Çünkü, temiz bir oğul doğurmuş,arkamda hayırlı bir anı bırakmış bulunuyorum demiştir.

Ve hz. Amine Ebva da vefat etti.Hazret-i Amine vefat ettiğinde 30 yaşlarında idi.

Dünyada,böylece Babasız ve Annesiz kalan Peygamberimizi,yüce Allah,hamisiz bırakmadı: Önce dedesi Abdulmuttalibin yanında, sonra da amcası Ebu Talib-in yanında kaldı. Peygamberimiz, sekiz yaşına kadar,Dedesi Abdulmuttalibin yanında,sekiz yaşından sonra da Amcası Ebu Talib-in yanında kaldı.

TİCARET HAYATINA ATILIŞI

Kureyşliler, öteden beri ticaretle uğraşırlardı. Ticaretle uğraşmayanların ise,ellerinde hiç bir şeyleri bulunmazdı. Peygamberimizin de, hazreti Hatice hesabına ticarete başlamadan önce, ticaretle uğraştığı olmuştur. Nitekim, Said b.Ebu Saib, Islamiyetten önce Peygamberimizin ticaret ortağı idi.Peygamberimizin,ticaret yapmak için, sermayesi olmadığından,hazreti Hatice peygamberimizi ücretle tuttu ve Kureyşilerden tuttuğu, başka bir zatıda, Peygamberimizin yanına kattı. Hazreti Hatice yapacağı her sefer için, Peygamberimize, ücret olarak genç ve yiğit birer erkek deve veriyordu. Peygamberimiz, Hazreti Hatice`nin ticaret Malını Şam`a götürmek için ,ilk defa dört tane erkek ve genç deveye anlaştılar. Peygamberimizle Kervan halkı Şam`a gitmek için yola koyuldular: Şam topraklarından Busraya vardıklarında peygamberimiz orada getirdiği bütün malları çok karlı bir şekilde satıp alacaklarını aldıktan sonra,Mekke’ye yardımcısı olan Meysele ile birlikte geri döndü.

PEYGAMBERIMIZIN EVLENMESİ

Peygamberimiz hazreti Hatice adına ticaret yaparken, Peygamberimizdeki harikulade halleri görmüş ve yardımcısı Meysele ile Peygamberimize evlilik teklif etmişti. Peygamberimiz bu teklifi kabul ederek Kureyşlilerin en soylu kadınlarından olan hazreti Hatice ile evlendi
.

PEYGAMBERİMİZİN ÇOCUKLARI

Peygamberimizin, hazreti Haticeden,iki erkek çocuğu,dört kız çocuğu doğmuştur Isimleri şöyleydi: Kasim, Abdullah, Zeynep,Rukayye ,Ümmü Külsüm,Fatima ve Cariyesi Mısırlı Maria`dan doğan Ibrahim`dir
.

KABENİN KUREYŞLİLERCE YENİDEN YAPILIŞI VE PEYGAMBERİMİZİN HAKEMLİĞİ

Bir Kadın, Kabe Hareminde buhurdanlıkta Öd ağacı yaktığı sırada , buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kâbenin kat kat olan örtüsü tutuşup tamamı ile yanmış, bu yüzden duvarlar da her taraftan gevşeyip çatlamış bulunuyordu. Zaman, zaman sahilden gelen sel baskınları ilede Kâbenin tabanı ve duvarları da iyice yıkılacak duruma gelmişti.

Bunun icin,Kureysliler Kabenin duvarlarını onarıp sağlamlaştırmak ve üzerinede,tavan çatmak istiyorlar,fakat, yıkmağa kalkarlarsa azaba ugrayabileceklerinden korkuyorlar,aralarinda meşvere ediyorlardı.

Am bu sırada Rum tüccarlarından birisine Ait olan inşaat malzemesi yüklü bir gemi Cüdde sahillerinde parcalandi,bunu fırsat bilen Kureyşliler aralarında yardımlaşarak bu batan gemiden Kabe inşaası için gerekli malzemeleri almış oldular.Ve Kâbenin inşaatına başladılar.

Hacerül Esved taşı yerine konulacağı zaman kabileler ,birbirleriyle anlaşamadılar. Hatta işi okadar ilerlettiler ki aralarında kavga yapmaya çok az bir zaman kaldı. Kureyşiler, Bu iş üzerinde, dört veya beş gece durdular. Sonra Kureyşin yaşlılarından Ebu Ümeyye b. Mugire bir teklifte bulundu;

Teklifine göre ,mescidin kapısından giren ilk kişi bu taşı koymak için hakem olacaktı. Bütün kavmin uluları bu teklifi kabul ettiler.

Tam bu sırada peygamberimiz içeri girdi, bütün kureyşliler el çırparak El-Emin`in hakemligine razıyız dediler.

Peygamberimiz de hakemlik yaparken bütün kabilelerden birer kişi alarak Hacerul Esved-i bir beze koydurdu,ve onu konulacak yere getirttikten sonra besmele çekerek kendi elleriyle Hacerul-Esvedi yerine koymuş oldu.

 

Nazar Nedir?

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf Aleyhisselâm’ın kıssası anlatılırken Hz. Yakup Aleyhisselâm’ın oğullarını Mısır’a gönderdiği vakit onların şehre girmeleri hakkında onlara şöyle tavsiyede bulunduğu zikredilmektedir:
“(Yakup) dedi: Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin.
Ayrı ayrı kapılardan girin (ki size nazar değmesin.) Yine de Allah’ın takdir ettiği bir şeyi ben sizden gideremem.
Hüküm ancak Allah’ındır.
Ben ona güvenip dayandım.

Tevekkül edenler de yalnız ona güvenip dayanmalıdırlar. (Yusuf, 12/67)
Hafız İbn-i Kesir, bu ayeti tefsir ederken Selef imamlarından naklettiğine göre, Hz. Yakup Aleyhisselâm, küçük oğlu Bünyamin’i hazırlayıp ağabeyleri ile beraber Mısır’a göndereceği zaman Mısır’da şehre girerken hepsinin bir tek kapıdan değil, muhtelif kapılardan şehre girmelerini onlara emretmişti.
Hz. Yakup Aleyhisselâm’ın böyle davranmasının sebebi şu idi: Çünkü Hz. Yakup Aleyhisselâm, insanların, çocuklarına “nazar” etmelerinden korkuyordu. Zira onlar, çok güzel fizikî yapıya sahip idiler.
Yüce Allah (c.c.), kulu ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize hitaben şöyle buyurmaktadır:
“Doğrusu inkâr edenler, Kur’an’ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi!
Hâlâ da (senin için): Mutlaka o, delidir! Diyorlar.

Halbuki Kur’an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.” (Kalem, 68/51-52)
Bir kısım müfessirlerin beyanına göre, müşrikler, peygamberimiz tiz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize olan kin ve hasedlerinden dolayı onu gözleri ile öldürmek istiyorlardı. Yani, gözleri ile ona nazar ediyorlar ve onu kıskanıyorlardı.
Eğer Allah (c.c.)’ın koruması olmasaydı, ona fenalık yapacaklardı.
Yüce Allah (c. c.), hasedcinin şerrinden kendisine sığınmamızı emretmektedir:
“De ki: (Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran) sabahın Rabbine sığınırım.
Yarattığı şeylerin şerrinden,
(Karanlık çöktüğü zaman) bastıran gecenin şerrinden,
Sihir yapmak için düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden,
Ve kıskandığı zaman kıskanç kişinin hasedinden (Allah’a sığınırım.)” (Felâk Suresi, 113/1-5)
Bu surenin son ayetinde, hased eden kimsenin hasedinden Allah (c.c.)’a sığınılması açık bir şekilde emrolunmaktadır,
Hasedci, Cenab-ı Hakk’ın, kuluna verdiği nimeti çekemez ve o nimetin yok olmasını ister.
Bu, genel bir tutumdur.
Hasedcinin nazar etmesini ve daha başka musibetleri içine alır.
Yukarıda zikrolunan ayetler, göz değmesinin hak ve gerçek olduğuna bir delildir.
Eğer göz değmesi (nazar) diye bir olay olmasaydı, onun şerrinden Cenab-ı Hakk’a sığınmaya da gerek olmazdı.
Yine onun hak ve gerçek olduğuna dair sünnetten de deliller vardır.
İnsanlardan pek çoğu göz değmesi ile ilgili olaylara daima şahit olmuşlardır ve şahit olmaya devam etmektedirler.
Bazen bu göz değmesinin farkına varırlar ve onu bilirler.
Bazen da onu bilip anlayamazlar.
İnsanların başlarına gelen tecrübeler, zikredilenlerden çok daha fazladır.
Nice ölen kimseler vardır ki, onların ölüm sebepleri bilinmez.
Nice sağlam, kişiler de vardır ki, hasta olup yatağa düşerler fakat hastalıklarının gerçek sebebini bilmezler.
Nazar (göz değmesi), toplumda vâki olan bir husustur.
Bazı kimselerin gözlerinde bir hâl vardır ki, konsantre olarak baktığı kişiye çeşitli zararlar verir.
Bir kısım alimlere göre, insanların göz bebeklerinden ve parmak uçlarından görünmeyen ışınlar saçılmaktadır.
Göz değmesi gerçek olmakla beraber asıl sebebin ne olduğu bilinmemektedir.
Onu ancak Yüce Allah (c.c.) bilir.
Nasıl ki; mıknatıs, demiri kendine çeker. Fakat asıl çekme sebebini, onu yaratan Rabbimiz bilir. Nazar da öyledir.
İmam Kastalanî diyor ki: “Bir çanak içinde süt olsa ve hayız gören bir kadın, elini o sütün içine soksa, o süt özelliğini kaybeder ve bozulur.
Eğer temiz bir kadın, elini o sütün içine soksa, süte bir şey olmaz.”
Sebebini bilmediğimiz diğer şeyler de buna kıyas olunmalıdır.
Gözü değen bazı kimselerin anlattıklarına göre, bir şeye gıpta ile bakıp imrendikleri zaman onların gözlerinden bir hararet çıkmaktadır.
Göz değmesi ile ilgili olarak pek çok hadis-i şerifler de vardır.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz nazar olayının, yaşanan bir gerçek olduğunu dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Göz değmesi hak ve gerçektir.” (Müslim. Abdullah b. Abbas (r.a.)’dan rivayet etmiştir.)
Hafız İbn-i Hacer diyor ki: “Yani, kem göz ile nazar edip göz değdirmek, toplumda var ve sabit olan bir şeydir.”
Bilmelidir ki, göz değmesinden (nazardan) korunmak ve onu tedavi etmek, ancak Allah (c.c.)’dan ve onun Resûlü’nden gelen şeylerin doğruluğuna inanmakla mümkün olur.
Eğer bu konuda şüphe ve tereddütleri olursa, ilacın tesiri de azalır.

CİN ve CİNLER ALEMİ, CİN ve PERİ NEDİR

Cinler, hacmi ve kütlesi olmayan, reel dünyadan başka bir boyutta yaşadığına inanılan varlıklardır. Halk arasında cinlerin erkek, perilerin de kadın olduğu düşünülür. Cinler gerçekten de insanlarla benzer bir yaşam döngüsüne sahiptir; erkekli dişili bir yaşam sürerler, doğarlar, yaşarlar, ürerler ve ölürler. Cinlerin İnançları ve idealleri vardır. Onlar da insanlar gibi yer içer,evlenir sosyal hayatı ve arkadaşları vardır. Yaşam süreleri 800 ile 1000 yıl arasındadır

Kuran-ı Kerim’de cinlerin dumansız ateşten yaratıldıkları belirtilir; yani cinler enerji birikimidir. Ayrıca Ilk cinin CANN isminde bir varlık olduğu bilinmektedir: ‘CANN’I DA YALIN BİR ATEŞTEN YARATTI’ (Rahman suresi ayet: 15)

Yine Kuran’ın bir çok Ayetinde Cinlerin; Ateş halinde bulunan dünyanın içine, merkezine kadar inmek, göklerde ışık hızında gezinmek ve benzeri işler yapabilmek için zorlanmadıkları anlatılmaktadır. Ama Dünya ve çevresinden ayrılamadıklarını da yine Kur-an’dan öğrenmekteyiz. ‘ BEN O CİNLERİ DE İNSANLARI DA ANCAK BANA KULLUK ETSİNLER DİYE YARATTIM.’ (Zâriyet surêsi ayêt: 56)

İnsanoğlu cinlerden üstündür; cinlerin insanlar gibi üstün duyguları yoktur, mantıkları yoktur, muhakeme yetenekleri yoktur, akıllarını tam olarak kullanamazlar, sadece verilen görevi yerine getirirler. Ve fakat cinler, insanları bilinç altına girerek onları etkileyebilirler. Cinlerin en gelişmiş özellikleri çok hızlı hareket edebilmeleri, istedikleri insan ve hayvan(yılan,deve,köpek v.b) şekline girebilmeleridir.

Bizim bu dünyayı kullandığımız gibi cinler de dünyayı kullanırlar. Genelde düşünce yapıları ve inanışlarına göre yaşamları vardır.Gruplar halinde yaşarlar, kabileleri vardır. Kimi zaman onlarla bilmeden iç içe yaşarız, eski zamandan günümüze gelen bir çok inanış, cinlerle iç içe yaşamamızdan kaynaklanmaktadır.

Mesela ; karanlıkta yada yağmurlu bir havada destursuz yere basmamak, gece tırnak kesmemek, ıslık çalmamak, gibi.

Bazı cinler, evlerin banyoları, samanlıklar, helalar gibi pisliğin içinde yaşarken; bazıları da odalar, salonlar gibi, temiz yerlerde yaşar. Kendilerine ait şehirleri, köyleri vardır.

İyi cinler insanları korkutmamak adına kendilerini pek fazla göstermezken; kötü cinler bir büyü sonucu ya da kendilerine zarar verecek bir harekkette bulunulduğu vakit insanlara görünürler. Bir yerlerden ses gelmesi, gece yatarken kapı çalması, ışıkların yanıp sönmesi, çeşmeden su akma sesinin gelmesi gibi işretlele varlıklarını belli ederler.

Cinler insanları öldürmek gibi bir davarışta bulunmazlar. Allah onlara bu izni vermemiştir. Cinlerin kademelerine göre hüddam, ifrit gibi değişik rütbeleri vardır. Cinleri bir bina yüksekliğinde ve hatta daha büyük, kanatlı, çift başlı, yılan kafalı gibi şekillerd e görmek mümkündür.

Müslüman bir cin, insana zarar vermez. Hayır işlerinde kullanılırlar, görev alırlar, zararsızlardır. Kendilerine zarar verildiğinde, rüyalarda neden zarar verild iğine dair hatırlatmalar yaparlar ve de sizi korkutmadan olayı anlatmaya çalışırlar. anlamadığınız taktirde, en son yol olarak korkutarak anlatırlar.

Onlarla bizim aramızda bir enerji yoğunluğu farklılığı vardır, bu yüzden onları göremeyiz fakat onlar bizleri görebilirler. Hareket kabiliyetleri çok fazladır olarak onlardan farkımız üstünlüğümüz irademizdir, mantığımızdır:burası çok önemli dikkat edilmesi lazım iradeye. Genelde insanları bilinç altına girerek etkilerler.

Cinlerin kabileleri vardır: her kabile bir farklı görev üstlenir. En kötüleri ise şeytana tapanlardır; amaçları devamlı suretle kötülük yapmaktır. Bazı insanlara musallat olurlar onların başka karşı bir cinsle evlenmelerine izin vermezler kendileriyle cinsel ilişkiye zorlarlar zarar vermek isterlerse verebilirler fakat bunların şartları vardır

Cinlerin yaradılışı insanlardan öncedir. Bildiğimiz Şeytan lanetlenmeden önce cinlerin ileri gelenlerinden biriydi. Allah-ı Teala’nın emrine karşı gelen Şeytan sonsuza dek lanetlendi. açılıyor.

Aşırı korkuyla, aşırı sevinçle, Cin ve Ruh daveti yapmakla, mistizmi yanlış kullanmakla, başkalarının size büyü yapmasiyla, cinler yaşantımızı alt üst edebilir. Cinlerin verdiği zararlardan kurtulmak ve korunmak elbette mümkündür. Ancak yinede bilinçsiz yapılan korunma yarar yerine zarar verebilir.

Vefk Nedir?

Koruyucu Vefkler
Büyü, muska, göz,nazar, cin musallatına karşı sizleri koruyucak. Size Yapılan büyü ve muskanın etkisinden koruyacak.

Genel Vefkler
Eşinizin sevgilinizin sadece size bağlı olması, büyü ve muska tutmaması, göz nazar değmemesi ve tüm beklentilerinizin gerçekleşmesini sağlamak için ideal Vefk!.. Ruhsal ve manevi bunalımlardan kurtulmak kendinizi sürekli rahat ve huzur içinde hissetmek streslerden arınmak için tek çözüm Genel Vefk. Mutlaka hazırlatın.

Normal Vefkler
Aşk hayatınız, iş hayatınız , aile yaşantınız, şans, rızık, kısmet önündeki engelleri kaldırıp şansınızı açacak Aşk hayatınızın, iş hayatınızın , aile yaşantınızın, şansınızın, rızkınızın, kısmetinizin önündeki engelleri kaldırıp şansınızı açacak. Aşk hayatınızda aradığınız mutluluğu mu bulamadınız?İş hayatınızda istediğiniz başarıyı mı yakalayamadınız? Aile yasantınızda sorunlar mı yaşıyorsunuz? Şansınızın, Rızkınızın, Kısmetinizin önünde engeller mi var?
[ad code=2 align=center]
Özel Vefkler
Özel Vefk’ler tamamen sizin istekleriniz doğrultusunda hazırlanmaktadır. Özel Vefk Sipariş ettiğiniz zaman diğer Vefklerdeki tüm içeriklerle birlikte sizin özellikle üzerinde durduğunuz konularıda kapsamakta ve tamamen size özel olarak hazırlanmaktadır.

Havas ilmi nedir ve hangi konuları içerir?

Havas ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı ilmidir.

 

1- Harflerin Ebced ve kabala sayısal değerlerini ve anlamlarını.

2- Harflerin Burçlar hanesindeki karşılığını.

3- Allah’ın sıfatlarının sırlarını ve Dua ve esmaların mucizelerini.

4- Melek’lerle nasıl kontakt kurulacağını.

5- Cinler ve benzeri varlıkları etkileme ve emre alma yollarını.

6- Bizim kainat ve alt üst alemlere gidiş sırlarını.

7- Etkileme ve büyü ilmini.

8- Ebced İlmini.

9- Cifr İlmini.

10- Yıldızname-i İlmini.

11- Tıbbın Bulamadığı çaresiz hastalıkların tedavisini.

Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde meleküt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve acayipliği içinde gizlemiştir.

[ad code=2 align=center]

 

İlm-i cifr

İlm-i cifr, ansiklopedilerde, “gelecekte vuku bulacak olayları değişik metotlarla öğrettiğine inanılan ilmin adı” olarak tanımlanır. Dinlerde Kutsal Kitaplarda Şifre kullanmak Yahudilik ve Hıristiyanlık Dinlerinde uygulanan bir usuldür. İslam’ da Kur’ an da şifre ve gizli  bir Kehanet bilgisi saklanmıştır. Kur’an-ı Kerim sıradan insanlara Allah’hı daha iyi tanımalarına ve alim olanlarada gizli bilgiye sevk etmek için gönderilmiş bir kitaptır. Onda şifre, rumûz gibi gizli şeyler aramak gelecekten haberler çıkarmak Kur’an-ın ana gayesine ters düşmemektedir. Yahudilik ve Hıristiyanlık’ ta kullanılan ve Kabalistik hareketin öncülüğünde Tevrat’ ın bir yorumu olan Zohar’ da Harflerin sırlarına dayanan bir ilimden söz edilmekte ve bu Kabalistlerin en önemli kitaplarından biri olan Sepher Yetzirad’ da izah edilmiştir.

Musa’ nın yakınlarına öğrettiği “ilmi esrar” ve Hıristiyan Din Kültüründe Augustinius gibi dini önderlerin yazılarında “Cifr” ilmi ne dair bir çok örnek gösterilmiştir. İslam da ilk defa Şii çevrelerde ortaya atılmış ve Hz. Ali’ nin Kur’an-ın batınî manalarını Hz. Muhammet’ den öğrenmiş ve insanların ihtiyacı olan bütün bilgileri kuzu veya oğlak derisine yazarak El – Cefr ve El – Câmia adlı iki eser ortaya çıkarmıştır. ve yine bu kitaplarda yazılı bilgilerle Bütün eski peygamberlere verilen gizli bilgiler ile kıyamete kadar olan sürede meydana gelecek hadiseler burada belirtilmekte ve bunlara karşı alınacak çözümlerde yazılmıştır. Ancak bu bilgileri Ehli – beyt dediğimiz alim ve ileri gelen imamlar çözebilecek Rumûz ve şifrelerle doludur.

 

İlm-i Ebced

Ebced” kelimesi, Arap alfabesindeki harflerin kolay ezberlenebilmesi için, harflerin birleştirilmesiyle meydana gelen 8 anlamsız kelimenin ilkidir. Ebced, ilk kelimenin adı olduğu gibi, aynı zamanda diğer kelimelerin tümünün de adıdır. Yani ebced, eski alfabeye verilen addır. “Abcad, ebicad, ebiced ve abucad” da denmesine rağmen tutunmuş şekli ebcedir. 8 anlamsız kelime soldan sağa doğru şöyle sıralanır: Ebced, Hevvez, Hutti, Kelemen, Sa’fas, Karaşet, Sehaz ve Zazağ. Son kelime “Zazığlen” veya “Zazağlen” şeklinde de okunmuştur. Ebcedin menşei hakkında çok şeyler söylenmiştir. Bunların pek çoğu rivayetlerden oluşmaktadır. Alfabeyi oluşturan 8 kelimenin ilk 6’sının Medyen ülkesinin krallarının adları olduğu; 6 şeytanın adı olduğu; haftanın günlerinin her birinin adı olduğu; ilâhî isimlerin baş harfleri olduğu; Hz. Adem ‘in cennetten kovuluşunun evreleri olduğu; İlâhî emirleri ve yasakları verdiği; Pers hükümdarı Sâbûr’un çocuklarının adları olduğu vs. gibi birbirinden farklı rivayet ve yorumlara konuyla ilgili kaynaklarda sıkça rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra ebcedi dinî motiflerle açıklayan kaynaklar da vardır.

Ebcedin en büyük özelliği “Ebced hesabı” adı verilen bir işlemde kullanılmasıdır. Buna göre, ebced ifadesindeki her harfin bir sayı değeri vardır ve bu değerlerden istifadeyle bir çok konuda pek çok işlemler yapılmıştır. İşte bunların her birine bu hesabın adı verilir. Ebced alfabe düzeninin harfleri 1’den 9’a, 10’dan 90’a, 100’den 1000’e doğru numaralandırılır.

Ayrıca bu alfabede gözükmeyen “pe” harfi “be ” gibi, “çe” harfi de “cim” gibi kabul edilerek onların sayı değerlerini alır. Eskilerin “hisâb el-cümel” dedikleri, ebced hesabının 4 çeşidi vardır: “Büyük”, “en büyük”, “küçük” ve “en küçük” ebced hesabı. Yukarıdaki tablo, eskiden büyük ebced (cümel-i kebîr) olarak ele alınmış, ama bugün küçük ebced (cümelsağir) olarak değerlendirilmektedir.

 

Kullanıldığı Yerler Ebced alfabe düzeninde her bir harfin bir rakama tekâbül etmesi keyfiyeti, Türk-İslâm kültüründe, hemen hemen her sahaya yayılan bir kullanımı ortaya koymuştur. Rakamla ifâde edilecek şeyler yazıyla, yazıyla ifâde edilecek şeyler de rakamla sembolize edilir olmuştur. Kullanıldığı yerler kısaca şöyle sıralanabilir:

Günlük ihtiyaçlarda :

Özel notlar ve ticarî ilişkilerde kullanılmıştır. Meselâ: 100 akçe alacağı olan birisi alacaklı olduğu kişiye bir kağıt üzerinde bir kaf harfi yazıp gönderince hem alacağını istemiş, hem de konuyu aracıdan saklamış oluyordu.

İsim sembolü olarak :

İki veya daha fazla kelimenin sayı değerlerinin aynı olmasından istifadeyle birini söylemekle diğeri kastedilmiş kabul edilerek halk arasında kullanıla gelmiştir. Meselâ: “Muhammed” kelimesi 92’dir. “Aman’ kelimesi de 92’dir. “Mevlevî” kelimesi de 92′ ettiğinden bu kavramlar arasında bir alaka kurulmuştur.

En meşhurlarından biri şudur :

Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsavidir Anınçin aşıkın zikri amandır ya Resulullah .Keza bu konuda ilim = amel = say kelimelerinin sayı değeri 140’dır. Hem sayı değeri itibariyle hem de anlamca aralarında bir irtibat vardır. Hilâl, lâle ve Allah lafzı da sayı değeri bakımından 66 etmektedir. Bu husustan dolayı kültürümüzde hilâl ve lâleye daha özel bir yer verilmiştir.

Çocuğa isim verilirken :

Doğum tarihinin bir kelime veya bir, iki isimle belirlenmesidir. Hangi isimler çocuğun doğduğu seneyi ebced hesabıyla verirse, o isimlerden biri çocuğa verilmiştir. Meselâ: H. 1311’de doğan çocuğa “Mahmud Bahtiyar”, “Süleyman Hurşid”, “Yusuf Mazhari’, “Ömer Rıza” ve “Recep Servet” gibi isimlerden biri verilebilir. Çünkü bunların her biri 1311 etmektedir.

Kitap ve Makalelerde :

Eskiden kitapların önsöz, giriş, takdim sayfaları ile numara almayan sayfalar hep ebced alfabesine göre numaralandırılmıştır. Kitapların ay ve sene kayıtları, yazı bölümleri ve madde başlıkları hep ebced düzenine göre tanzim edilmiştir.

Resmi devlet kayıtlarında :

Devlet arşivlerinde yer alan birçok resmî belgeler, tutanaklar, fezleke ve mazbatalar, tarihler başta olmak üzere vak’anüvis kayıtları, vakıf kayıtları ile sayım ve envanter hesapları hep bu hesaba göre tanzim edilmiştir.

İlimlerde :

Fizik, matematik, geometri ve astronomide sıkça kullanılmıştır. “Sa’fas” kelimesinin harfleri kullanılmıştır. Astronomide büyük rakamlar “ğayn” harfinin birkaç tekrarı ile de sağlanabilmiştir. Ebced hesabı, musikide de kullanılmıştır. Buna göre sesler ve perdeleri ebced alfabe düzeninden istifade edilerek oluşturulan bir “ebced notası” ile belirlenmiştir. Bu hesabın en çok kullanıldığı yerlerden biri hiç şüphesiz mimarlık tır. Özellikle Mimar Sinan, eserlerinde, boyutların modüler düzeninde çok sık kullanılmıştır. Temeli İslâmi kavramlardan oluşan bu hususa birkaç misal verelim: Süleymaniye’de zeminden kubbe üzengi seviyesi 45, kubbe alemi 66 arşın yüksekliktedir. Ebced’e göre “Âdem’ 45, “Allah” lafzı da 66 etmektedir. Yine Selimiye’de de kubbeyi taşıyan 8 ayağın merkezlerinden geçen dairenin çapı 45 arşındır. Kubbe kenarı zeminden 45, minare alemi buradan itibaren 66 arşındır. Süleymaniye ve Selimiye’nin görünen silüetleri 92 arşındır ki, bu da “Muhammed” kelimesinin karşılığıdır.

Cifr ve Vefk ilimlerinde :

Ebced hesabı ayrıca cifr, vefk gibi ilimlerde, astrolojide, define aramada da kullanılmıştır.

Tasavvuf ve Din ilimlerinde :

Ebced hesabının tasavvuf ve din ilimlerinde kullanıldığına şahit olmaktayız. Özellikle “Kelime-i Tevhid” veya “Esmâ-i Hüsn”a”dan bir ismin kaç aded zikr edileceği ebced tablosuna göre tayin edilir. Kur’an tefsirlerinde ve hatta Kadir gecesinin tayininde de ebcedin kullanıldığını bilmekteyiz.

Tarih düşürmede :

Ebced hesabının en fazla en fazla kullanıldığı yer hiç şüphesiz tarih düşürmedir. Bunun için o olayın tarihini verecek ustalıklı bir kelime veya mısra söylenir ki, hesaplandığında o olayın tarihi ortaya çıkar. İşte “tarih düşürme sanatı” adı verilen bu sanat divan edebiyatı boyunca kullanılmış ve bütün kültür varlıklarımızın kitabelerinde yer almıştır.

Eski ve gelecek olayların tarihlerini bulmada :

 

 

Özellikle Kuran-ı Kerim ve hadislerden yapılan çalışmalarla geçmiş ve gelecek olaylara ait tahminler yapılmıştır. İstanbulun Fethinin “beldetun tayyibetun…” cümlesinden çıkartılması gibi. Bediüzzaman said-i Nursi’nin Sikke-i Tasdik-i Ğaybi adlı eserinde bununla ilgili çok sayıda örnek bulunmaktadır.

Büyü nün belirtileri nelerdir? :

Büyü yapılmış kişilerde şahsın fiziksel yapısıdan çok ruhsal yapılarında bozukluklar kendini gösterir. Kısaca belirtmek gerekirse

 

1-  Aşırı sıkıntı

2-  Kalabalıkta duramamak

3-  Sıklıkla kalp çarpıntısı (tıp daki ismi: taşikardi)

4-  El ve ayaklarda halsizlik

5-  Sık baş ağrıları

6-  Gece uykularında bozukluk

7-  Rüyalarda kabus görmek

8-  Yanındaki kişilerin ve arkadaşların büyü yapılmış şahsın yanından tek tek ayrılmaları,kaçmaları

9-  Evlilik hayatlarının devamlı kötü gitmesi

10-İş hayatının devamlı kötü gitmesi

11-Neye niyetlenilse o iş konusunda engeller çıkıp yapılamaması

12-Garanti olacak işlerin olmaması

 

13-Depresyonların çoğu ve günümüzün meşhur hastalığı panik atak teşhislerinin 100’de 50 si büyü yada çarpılmaların eseridir.

Büyü ve Büyü Çeşitleri

Büyücülüğün silahı büyülemedir, etkileme ve telkindir. Anlam olarak etki ve duygu (sevgi, nefret) dozu güçlü olan bir enerjinin belirli nesneler, formüller kullanarak transferidir. Bu tür etkileşimde en çok kullanılan ve Vudu (voodoo) dahil olmak üzere, her çeşit büyüsel gelenekte mevcut olan mum veya kilden yapılan bir heykelciktir. Hedef olan kişiye yapılmak istenilen şey, büyüsel formüller kullanılarak heykelciğe (kukla, bebek) yapılır. Orta çağdan kalma bir başka yöntem, Şanlı El veya Tutuşan El yöntemiydi. Asılarak ölen birinin eli kesilir, kurutulur ve avucuna siyah bir mum yerleştirilirdi.
Büyünün amacı doğanın organik gücünü sahiplenmektir ve de bu gücü dilediğince kullanmaktır

Ak Büyü
Büyüsel işlemlerin tümü etnik, ahlaksal bir değerlendirmeye tabi tutulduklarından ayrımlar oluşuyor. İlk ayrım Ak ya da olumlu, iyiye yönelik, şifacı büyüdür.
Ak Büyünün amacı şifadır, destektir. Yorumlara göre örneğin, aşk büyüsü de bu kategoriye girer ama aslında bu bir çeşit vefktir.. Ak Büyü ile Kara Büyü arasındaki farklılıklar sadece niyet, amaç ve formüllerle belli olmuyor; kullanılan malzemelerde farklıdır.

Kara Büyü
Ak Büyünün ve ak büyücünün karşıtı olan Kara Büyü, onu uygulayan ise Kara Büyücüdür. Amacı kötülüktür, zarar vermektir ve cinayete, ölüme kadar gidebilir. Ak Büyücünün tersine Kara Büyücü özverici değil, kibirli ve fırsatçıdır, maddiyata bağlıdır.

Kırmızı Büyü
Kırmızı Büyü olumsuz amaç ve niyetleri, uygulamaları ile Kara Büyünün bir çeşidi yandaşıdır. Belki de en gerçek ve bu yüzden en tehlikeli büyüdür. Şeytan’ın, kötü ruhların büyüsüdür ve işlemlerinde ayinlerinde kaz kullanır, kurban keser.
Büyüsel işlemler çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalıdır.

Sabun ve Saç
Sabun ve saçla yapılan bu büyü öldürücüdür. Büyü yapılmak istenen kimsenin saçından birkaç tel alınır. Hiç kullanılmamış bir kalıp sabuna sarılır. Sabuna kır bir iğne batırılır ve belirli bir dua okunur. Sonra bu sabun kör bir kuyuya atılır. Sabun orda eridikçe büyü yapılan kişi de evinde erimeye başlar ve yatağa düşer.

Domuz Yağı
Eşleri ayırmak için çok kullanılan şeylerden biri de domuz yağıdır. Büyüyü yapacak olan kimse bir parça domuz yağını alır, koynuna sokar. Sonra bir kiliseye giderek rahipten kendisini okumasını ister. Rahip bu isteği kabul ederek o kimseyi okursa maksat gerçekleşir. O insan okunurken koynunda gizli domuz yağı da okunmuş olur. Bu okunmuş domuz yağını çiftin yattığı yatağa koyarsa, o zaman karı koca birbirini domuz gibi görmeye başlar, birbirinden nefret ederler. Büyüyü yapan kişi, eğer yatağa koyamıyorsa, sokak kapısına sürer, bu da tartışma ve kavgalara yol açar.

Pamuk Çekirdeği
Üç pamuk çekirdeğinin üstüne birer defa tuncina duası okunur. Sonra kızla evlenmesi istenen erkeğin ismi söylenir ve çekirdekler adamın kapısının eşiğine gömülür. Kısa süre sonra erkeğin kızla evlendiği söylenir

[ad code=2 align=center]
Saygı İçin
Sevdirmek için bu büyüden de yararlanılır. Böylece kendisini sevmeyen, beğenmeyen birini bile kolaylıkla bağlar. Bu büyü yapıldığı zaman büyülenen kimse deli gibi aşık olur. Büyü yapanı görmediği zamanlar kederinden ölecek hale gelir. Pek çok çeşit muhabbet büyüsü vardır. Büyülenen bir yiyeceği istenen kimseye yedirmek veya okunmuş çiçeği koklatmak yeterlidir.

Bakır
Bir bakır levha üzerine Tanrının sıfatları yazılır ve yüksek bir yere asılır. Her gün seher vaktinde kalkılıp bu bakıra bakılarak istenen kimsenin helal sevgisi için dua edilir. Böylece o kimse gelir ve bakır orda durduğu sürece bir daha ayrılmaz.

Nohut
Kırkbir tane nohudun her birinin üstüne bir İhlas duası okunur. Sonra nohutlar bir kaba konularak ağır ağır pişirilirken sevmesi istenen kimsenin adı tekrarlanır. Nohutlar iyice pişince o kişinin içine büyük bir aşk ateşi düşer. Her şeyi terk ederek koşa koşa geldiği söylenir.

Sevilenin Eşyası
Sevilen kişinin giydiği eşyasını alarak da büyü yapılabilir. Özellikle tene giyilen şeylerden çok yararlanılır. Böyle bir eşyanın bir parçası yırtılarak üstüne Tuncina duası yazılır. Sonra parça ateşe atılır. O kimse başkasına bağlı olsa da ona yüz çevirir ve büyüyü yapan kişiye gelir.

Şeker
Bir şeker veya tatlı üzerine kırkbir adet Bismillahirrahmanirrahim okunur ve sevilen kimseye yedirilir. O kimse o andan itibaren neşe, huzur ve sevgi duyar. Aslında diğer büyülerle karıştırmamak gerekir. Bu iş iyi niyetle yapılırsa bir zararı yoktur. Çünkü tatlı yiyen kimsede sadece huzur ve mutluluk olur. Bunun etkisi de uzun süreli değildir.

Kaşık Büyüsü
İki sevgiliyi, eşi ya da kardeşi ayırmak için yapılan bir büyüdür. İki tahta kaşığa, ayırmak istenilen kişilerin isimleri yazılır ve kaşıklar arka arkaya getirilir. Yeni ölmüş birinin mezarı açılarak kefeninden bir parça yırtılır ve kaşıklara sarılır. Belirli bir dua okunur ve kaşıklar başka bir mezara gömülür. Ayrılması istenen kişiler o andan itibaren birbirleri için adeta ölü gibidirler. Yaşadıkları sürece bir daha yüz yüze gelemezler.

Ölü Toprağı
Ayırmak için yapılan büyülerde ölü toprağı kullanılır. Ölü toprağı bir mezardan alınarak ayırmak istenilen kişilerin yatağına serpilir. Çift o andan itibaren birbirinden ayrılır. Ölü toprağı serpilirken belirli dualar ve sözler söylemek gerekir.

Kurşun
Bir levha kurşunun üzerine istenen kimsenin ve annesinin adları yazılır. Sonra tuncina duasının baş kısmı yazılarak ateşe atılır. Kurşunu atarken de ‘Bu kurşun nasıl erirse…..benim için öyle erisin bana gelsin!’ denir. Kurşun eridiğinde o kişinin dayanamayarak geldiği söylenir.

Biber
Bir top kırmızı biberin çekirdekleri çıkarılarak kırkbir tanesi ayrılır diğerleri atılır. Her çekirdeğe bir Yasin suresi okunur ve bu çekirdekler tekrar biberin içine doldurulur. Biber ateşe atılırken de ‘Bu biber nasıl yanarsa ….benim için öyle yansın bana gelsin’ denilir. Yedi gün süreyle bunu tekrarlamak gerekir.

Yarasa
Yarasa kesilerek kanı sevilen kimsenin eşyasına yahut üstüne sürülür. Veya bu kandan bir iki damlası istenen kişinin içeceği bir şeye karıştırılır. Yarasanın ölüsü de o kimsenin kapısının eşiğine gömülür. Büyülen kimse aşık olur ve bir daha ayrılmaz.

Tırnak
Bir kadının kestiği tırnak, bir kapta yakılıp kömür haline getirilir ve ince ince dövülerek toz haline getirilir. Bu toz, sevmesi istenen kimsenin yiyeceğine veya içeceğine karıştırılır. O kimse bunu yedikten sonra bağlanır ve bir daha ayrılmaz.

Saç
Sevilen kimsenin yedi tel saçına Ya Vedut okunur ve saçlar ateşe atılarak yakılır. O kimse aşktan delirecek gibi olur ve yapan kişiye gelir.

Gül
Bir gülün üstüne bir adet Esma ve Tuncina suresi okunur ve bu, beğenilen kimseye verilir. Kendisi bu çiçeği koklar ve bir daha ayrılmamak üzere aşık olur. Ancak böyle bir çiçeği büyü yapılacak kişinin eline vermek, başkalarıyla yollamamak gerekir.

Büyü Tazeleme
Bazı büyülerin ömür boyu sürmesine karşın, bazıları bir ay ya da bir yılda etkisini kaybeder. Mesela biber yakarak birinde arzu uyandırmak mümkün olabilir fakat bu geçici bir istektir.

Büyü Nedir?

BÜYÜ NEDİR
Büyücülük, dinin ve dini inançların tamamiyle karşısında yer alan, reçetelere ve formüllere  dayanan şeytanla işbirliği halinde olmak anlamına gelen bir eylemdir.Büyücüden komutları
alan şeytan ve yardımcıları ya kendilerini göstererek, ya da isteneni yerine getirerek varlıklarını
belli ederler.

Büyü, kâfir cinler ve şeytanlar tarafından gerçekleştirilen olaylardır. İnsanlara zarar vermek amacıyla yönlendirilir ve musallat ettirilir. Gayri ihtiyari insana tesir ederler. Muska iyi ve kötü amaçlarla hazırlanır.
Kötü amaçlarla hazırlanan muskalar evlileri ayırmak için, düzen huzur bozmak için, rızk bağlamak için, cinselliği bağlamak için, uyku bağlamak için ve hemen her kötülük için kullanılır.
Bunun dışında, rahmani olarak hazırlanan muskalarla büyü ve sihirler bozulur. Ayrıca, özel hazırlanan bu muskalarla insanlara musallat edilen cin ve şeytanlardan kişiler kurtarılır. Üzerlerindeki sinirsel ruhsal ve manevi arazları ortadan kaldırılır.
Muskalar; Rızk açmak, kısmet açmak, aile içi huzuru sağlamak, küskünleri barıştırmak, sağlık ve iç huzurun temini için hazırlanan özel dualarla hazırlanan tılsımlarıyla ve okumalarıyla oluşturulan dualar grubudur.
Büyü ile ilgili bazı ayetler:
8. Ayet : ‘’İste onların, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer, ateştir!
82. Ayet : “Suçluların hoşuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçeği açığa çıkaracaktır.”

[ad code=2 align=center]

TAHA SURESI
29. Ayet : “Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz.”

30. Ayet: Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar; “Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik” dediler.

 

BÜYÜ BELİRTİ VE ETKİLERİ
Ruh halinizde bir değişiklik hissetmeniz; kendinizi tanıyamaz durumda olmanız; gece artarak
devam eden sıçrayarak uyanmalar; korkunç rüyalar görmeye başlamanız; rüyalarınızda sık sık kedi, köpek gibi hayvanları görmeniz; kalp ya da midenizde ilgili rahatsızlığınız olmadığı halde göğüs kafesinizde ağrı hissetmeniz; Aşırı yorgunluk, ensenizde ağrılar, saçlarınızda elektriklenme-
ler olması; gözlerdeki ağrılar, gölgenizin sizi izlediği izlenimine kapılmak; ayak tabanlarınızın
yanma halleri başlıca belirtilerdir.
Bazı insanlarda, aşırı etkilenme ve geç müdahale sonucu sinir bozuklukları ve akli denge bozukluklarına kadar giden olaylar mevcuttur. Bu yüzden dikkatli olup, bu belirtileri önemsemek gereklidir. Büyülerde etkinin beyin iradesiyle en aza indirilmesi mümkündür.

Büyünün etkileri insanların burçlarına göre de değişkenlik gösterebilir. Yengeç, Aslan, İkizler, Oğlak, Kova ve Yay Burçları büyü konusunda daha hassastır.